GÖRÜNMEZ BOŞANMA

GÖRÜNMEZ BOŞANMA
 
     GÜÇ SAVAŞINA ODAKLANAN ÇİFTLER, az çok aynı aşamaları yaşarlar. Gerçek yakınlaşmayı neredeyse imkansızlaştıracak bir şekilde hayatlarını düzenlerler. Bu genellikle ustaca yapılmış bir çalışmadır. “Eşiniz sizden uzak durmak için neler yapıyor?” sorusunu sorduğumuz zaman üç yüz değişik cevaptan oluşan bir liste hazırlayabiliriz. Örneğin birkaç cevap şöyle olabilir: “Sürekli kitap okuyor”, “Telefonun veya bilgisayarın başına çörekleniyor”, “Çcocuklara gereğinden fazla zaman ayırıyor”, “Annesine gidiyor”, “Aldatuyor”, “Göz temasından kaçınıyor”, “Kanepede uyuyakalıyor”, “Akşam yemeğine geç kalıyor”, “Sevişirken hayal kuruyor”, “Sürekli hasta ve yorgun”, “Ona dokunulmasını istemiyor”, “Çok fazla içki içiyor”, “Yalan söylüyor”, “Sevişmek istemiyor”, “Günde 10 km koşuyor”, “Alış verişe gidiyor”, “Konuşmayı reddediyor”, “Sürekli ev işleriyle uğraşıyor”, “Evlenmeyi reddediyor” ve “Meyhaneye gidiyor”.
 
     Bu kadar çok çiftin, böyle davranışlarla ilişkilerini zedelemeleri, akıllara cevaplanması gereken net bir soru getiriyor: Bu kadar çok erkek ve kadın neden bu kadar çok zamanı yakınlaşmaktan kaçınarak geçiriyor? Bu soruya verilecek iki uygun cevap var: ÖFKE ve KORKU. Neden öfke? İlişkinin romantik dönemlerinde insanlar göreceli olarak daha kolay yakınlaşabiliyorlar, çünkü arzularını doyurma beklentisi içinde oluyorlar. Eşlerini anneleri, babaları, doktorlarıve terapistleri gibi görüyor ve tümünün bir bedende buluştuğunu düşünüyorlar. Aylar ya da yıllar geçtikten sonra, eşlerinin onların değil kendi kurtuluşlarının derdinde olduğunu anladıktan sonra ise, kendilerini öfkeli ve ihanete uğramış hissediyorlar. Sözsüz anlaşma bozulmuş oluyor. Misilleme yapmak için aralarına ruhsal bir set örerek, aslında “Duygusal gereksinimlerimi karşılamadığın için sana kızgınım “ diyorlar. Daha sonra da zevk ve doyumu ilişki dışında aramaya başlıyorlar. 
 
     Çiftlerin yakınlaşmaktan kaçınmalarının diğer bir sebebi ise korkuydu. Özellikle acı çekme korkusu. Bilinçdışı düzeyin bir noktasında birçok insan eşine düşmanıymış gibi tepki veriyor. Bilinçdışı önce arzularınızı doyuracak biri olarak algılanıp, daha sonra bu doyumu sağlamaktan kaçınıyor gibi görünen herhangi bir birey (bu ebeveyniniz de olabilir, eşiniz de, kapı komşunuz da), derhal acı kaynağı olarak değerlendirilirve ölüm hayaletine can verdiği düşünülür. Eşiniz size iyi bakmıyor, temel ihtiyaçlarınıza karşılık vermiyorsa, bir parçanız içten içe ölmekten korkar ve bunu şağlayacak kişinin eşiniz olduğuna inanır. Temel ilgi eksikliği, sözlü saldırılar, bazen de fiziksel istismarla birleştiğinde eş daha da güçlü bir düşmana dönüşür. Buna göre, bazı insanların eşlerinden kaçmalarının bilinçdışı nedeni, daha yeşil çimler aramak değil, ölümden kaçmaktır. Bu aşamaya uygun resim, yemek arayan ineğe dair bir kır manzarası değil, dehşet içinde aslandan kaçan bir kuzu tablosudur. 
 
     Birçok vakada eşin bu korkusu bilinçdışıdır. Birbirlerine dair hafif bir kaygı hisseder, başkalarıyla vakit geçirmeyi ya da başka faaliyetler içinde olmayı tercih ederler. Bu korkunun ara sıra yüzeye yakın durduğu da olur. Bazı danışanlar, kocasının yanında kendisini güvende hissettiği tek yerin terapi odası olduğunu söylerler. Aslında kocaları onlara asla fiziksel zarar vermemiş olsa da, ilişkileri o kadar çatışma yüklü ki, hayatlarının tehlikede olduğunu sanıyorlar.