Duygu Özel
Uzman Psikolog-Psikoterapist

DEPRESYONUN ALT TİPLERİ VE ÖZELLİKLERİ

DEPRESYON ALT TİPLERİ VE ÖZELLİKLERİ
   Kategorik varsayımı savunan araştırmacılar tarafından depresyon, endojen (melankolik)- endojen olmayan (melankolik olmayan) ayrımı olmak üzere çeşitli şekillerde alttiplere ayrılmıştır. Tarihsel süreç boyunca ortaya çıkan kimisi günümüzde de hala kullanılmakta olan başlıca depresyon alttipleri ve başlıca özellikleri aşağıdaki konu başlıklarında ele alınmıştır. 
Endojen (Melankolik) Depresyon
 
       Depresyonu alttiplerine ayırma çabaları içinde en çok adı geçen ve çağdaş sınıflandırma sistemlerine de girmiş olan ayrım depresyonun melankolik alttipidir. Melankoli terimi tarihsel geçmişi olması nedeniyle birçok faklı anlamlarda kullanılmaktadır. En yaygın kullanılan tanıma göre endojen (melankolik) depresyon stresten çok biyolojik etkenlerin ön planda olduğu, çevresel değişikliklere ya da psikoterapiye değil bedensel (somatik) tedavilere cevap veren bir depresyon türüdür. Genetik kökeni olup, biyokimyasal değişikliklerin de eşlik ettiği düşünülen bu depresyon alttipine endojen/melankolik tip dışında şiddetli, somatik, endojenomorfik gibi değişik adlar da verilmiştir.
 
Birincil- İkincil (Primer- Sekonder) Depresyon Ayrımı
 
       Bu ikili ayrım depresyona bağımsız olarak mı ortaya çıktığı ya da başka bir duruma ikincil olarak mı ortaya çıktığına göre sınıflandırır. Primer depresyon depresif semptomların daha önceden herhangi bir ruhsal rahatsızlık olmadan ortaya çıktığı durumdur. Sekonder (ikincil) depresyonda ise önceden duygulanımsal olmayan bir ruhsal veya bedensel hastalık geçmişi vardır.
Primer (birincil) depresyon herhangi bir afektif olmayan, herhangi bir ruhsal rahatsızlıkla bağlantısı olmayan depresyon tipi olarak tanımlanmıştır. Komplike depresyon terimi ise majör depresif atak sonrası affektif olmayan bir hastalık geçirdikten sonra tekrar majör depresif atak geçiren hastalardaki duruma verilen addır. Bu araştırmacılara göre, sekonder depresyonda yaygın olan tek depresif belirti  psikomotor retardasyondur. Sekonder depresyonda ise intihar girişimi daha fazla görülmektedir. 
 
Durumsal (Situational)-Reaktif Depresyon
 
       Reaktif (tepkisel) depresyon kavramı çoğu zaman durumsal depresyonla aynı anlamdadır. Ruhsal anlamı olan dışsal bir olayın yol açtığı depresyon anlamında kullanılmaktadır. Bazı araştırmacılar durumsal depresyon ile ilgili araştırmalar yapmışlardır ve bu tip depresyonda ayrı bir belirti kümesi olduğunu savunmuşlardır. Durumsal depresyonu olan hastalarda intihar davranışlarının, ek psikopatolojinin, alkol ve ilaç kötüye kullanımının daha sık ve depresif duygu durumunun daha yoğun olduğunu belirtmişlerdir. 
 
        DSM-IV'de durumsal depresyon ayrı bir tip olarak tanımlanmamaktadır ve bu rağmen bu sınıflama sisteminde yer alan deprese duygudurumla giden uyum bozukluğu kategorisi, durumsal depresyona fazlasıyla benzemektedir. Bu bozukluk, stres etkenine göre gelişen önde gelen görünümün depresif duygudurum, ağlamanın ve umutsuzluğun olduğu bir uyum bozukluğudur.
 
Nevrotik Depresyon
 
       Üzerinde birçok araştırmanın yapıldığı nevrotik depresyon, yapılan deneysel araştırmaların geçerliliğini desteklememesinden ötürü son yapılan sınıflandırma sistemlerinden çıkarılmıştır. Daha önce kullanılan tanı sistemlerinden DSM-II'de depresif nevroz adıyla yer almış ve bu tanı kategorisi çoğu zaman depresyonun psikotik olmayan biçimlerine verilen genel ad olarak kullanılmıştır. Bazı araştırmacılar tarafından da tepkisel depresyonla eş anlamlı olduğu kabul edilmiştir. Bazı araştırmacılar ise nevrotik depresyonun, kişilik sorunu olan veya devamlı olarak uyum bozucu kişilik örüntüsüne sahip olan bireylerde ortaya çıkan bir depresyon tipi olduğunu ileri sürmüşlerdir. Günümüzde eskisi kadar geçerli olmasa da geçerliliğini savunan araştırmacılar vardır. Örneğin Tsuang ve Winokur'un 1992 yılında yaptıkları ve nevrotik depresyon kavramının geçerliliğini araştıran çalışmalarında nevrotik depresyonu olanların nevrotik depresyonu olmayanlara göre bazı açılardan ayrıldıklarını bulmuşlardır. Klinik gidiş ve sonlanım ve aile öyküsü açısından farklılıklar göstermişlerdir. Yapılan bu araştırmanın sonuçlarına göre  nevrotik depresyonu olan hastaların daha genç, ailelerinde alkolizm problemlerinin daha sık ve sıklıkla hazırlayıcı bir etkenin mevcut olduğu görülmüştür. Nevrotik depresyonu olan hastalarda delüzyon daha seyrek görülür ve melankoli ölçütlerini daha az karşılarlar. 
 
Depresif Kişilik (Karakterolojik Depresyon)
 
       Depresif kişilik kişinin kendiliğinin artık bir parçası haline gelmiş ve bu nedenle kişilik yapısından kopamayan, tekrarlayıcı düşük düzeyli kronik depresyonu anlatmaktadır. Bu patolojik depresif yapının bağımlı, çekingen, pasif agresif, histriyonik ve narsisistik görünümlerin bir karşımı olduğuna inanılır. Birçok otoriteye göre nevrotik depresyonların çekirdek patolojisi bu görünümlerdir. Fakat bu kişilik patolojisinin kökeninde ne olduğu tartışmalıdır. Bazı araştırmacılar çevresel etkenler kadar genetik etkenlerin de bu durumun kökeninde yer aldığını savunurlar. Bu kategori daha çok psikodinamik yönelimli yazarlar tarafından kullanılır ve bu kategori günümüzde distimik bozukluk kapsamı içinde değerlendirilmektedir. 
 
Psikotik Depresyon
 
       Psikotik depresyon majör depresyonla birlikte varsanı ve/veya sanrılar eşlik ediyorsa bu duruma verilen addır. Birlikte görülen sanrılar depresif duygudurumla uyumlu veya uyumsuz olabilir. 
 
        Psikotik depresyon, çoğunlukla psikotik olmayan depresyondan daha şiddetlidir. Bu bulgu nedeniyle bazı klinisyenler bunun majör depresyonun daha şiddetli bir biçimi olduğunu savunmaktadırlar. Fakat aradaki fark sadece şiddet değildir. Bazı çalışmalar her iki tipin belirti kümeleri açısından da farklı olduğunu göstermiştir. Psikotik depresyonda psikomotor bozukluklar ve suçluluk duyguları daha fazladır. Bazı araştırmacılar psikomotor değişikliğin yanısıra gün içi değişkenlik göstermeyen kalıcı depresif duygudurumun psikotik depresyona özgü olduğunu, psikotik depresyonu olan hastaların bir kısmının özellikle psikomotor değişiklik nedeniyle psikotik belirtilerinin gizlenerek yanlış tanı konulabileceğini belirtmektedirler.
 
Depresif Spektrum Hastalık
 
       Bazı depresif hastalarda farklı kalıtımsal yüklülük görülmesini esas alır. Buna göre unipolar depresif hastalık üç temel gruba ayrılmaktadır: depresif spektrum hastalık, sporadik depresif hastalık ve ailevi pür depresif hastalık. Aile öyküsünde sadece unipolar depresyon olanlar da ailevi pür depresif hastalık görülür, ailesinde alkolizm, antisosyal kişilik ve depresyonun bulunduğu bireylerde depresif spektrum hastalık görülür. Sporadik depresif hastalığ bulunan kişilerin ailelerinde herhangi psikiyatrik bir hastalık bulunmaz.
 
Atipik Depresyon
 
       Bu terim ilk kez West ve Daily tarafından kullanılmıştır. Bu terim tipik endojen depresyon belirtilerinin olmadığı, bunun tersine akşam kötüleşmesi, aşırı uyku ve fazla yemek yeme, fobik ve somatik anksiyete, çevresel olaylara karşı gereğinden fazla duygusal tepki gibi belirtilerin görüldüğü depresyon tipidir. Atipik depresyon melankoliye göre daha erken başlangıçlı olup, kronik gidişatı olduğu bildirilmektedir. 
 
       Atipik dpresyon tanısının geçerliliği ile ilgili tartışmalar  devam etmektedir. Bununla birlikte depresif atağın özelliğini belirleyen bir tanım olarak bu tanı kategorisi DSM-IV'e girmiştir. Atipik depresyon ölçütleri DSM-IV'de şu şekilde yer almaktadır: Duygudurumda tepkisellik(olumlu bir olay ile karşılaşınca duygudurumda düzelme); gözle görülür derecede kilo alımı ve iştahta artma; aşırı derecede uyku; leaden paralizi (kollarda ve bacaklarda ağırlık hissi); uzun süreli olarak kişilerarası ilişkilerde reddedilmeye duyarlılık.
 
Histeroid Disfori
 
       Histeroid disfori Klein tarafından ortaya atılan bir terimdir. Bazı yazarlar tarafından ise borderline kişilik bozukluğu ve histriyonik kişilik bozukluğu arasında yer alan bir durum olarak kabul edilmektedir. Histeroid disforinin özellikleri şunlardır: 1) romantik durumlara kendini fazla kaptırıp sonrasındaki hayal kırıklıklarında aşırı bir disfori (kızgın-depresif, hatta intihara uzanan tepkiler) yaşama; 2) kendi başına olduğunda hayattan zevk alamama buna karşılık başkaları tarafından bir şeyler yapıldığında zevk alabilme kapasitesinin olması; 3) çikolata ve tatlıya fazla düşkünlük. Bu maddeler feniletilamin içerip beyinde L-triptofanın artmasına neden olmaktadır. L-triptofannın vücutta bulunan endojen bir antidepresan olduğu düşünülmektedir.
 
Mevsimsel Depresyon
 
       Bu terim mevsimsel duygulanım bozukluğunun bir alttipi olarak kullanılmaktadır. Sonbahar ve kış aylarında depresif atağın ortaya çıktığı, birbirini izleyen ve en az iki yıl içinde yineleyen biçimde ve yaz aylarında depresyonun olmadığı durumları tanımlamaktadır. DSM-IV'de bu tanı kategorisi depresif atak belirleyicisi olarak yerini almaktadır